

Zekât; bir Müslümanın nisâb miktarı mala sahip olması ve bu malın üzerinden bir yıl geçmesi halinde, bu maldan belirli bir kısmını (genellikle 1/40 yani % 2.5) hak sahiplerine vermesidir.
Nisap miktarı; Zekât, fıtır sadakası (Fitre), kurban gibi ibadetler için belirlenen asgari zenginlik ölçüsüdür. Borcundan ve aslî ihtiyaçlarından (havaic-i asliye) fazla olarak bu kadar mala sahip olan kişi dinen zengin sayılır. Böyle bir kişi, zekât veya sadaka alamayacağı gibi; zekât, fitre vermek ve kurban kesmekle de yükümlü olur.
Nisap miktarı; altında 80,18 gr veya bunun tutarında para veyahut ticaret malı, gümüşte 595 gr, devede 5, büyükbaşta 30, küçükbaşta 40 adettir. Zekât hesaplaması yaparken mevcut borçlar düşüldükten sonra kalan mal üzerinden zekât oranı hesaplanır.
Zekâtın farz olması için; hem zekâtı ödeyecek şahsı hem de zekât malını ilgilendiren bazı şartlar bulunmaktadır. Bu şartlardan herhangi biri eksik olursa, zekât farz olmaz.
1.Şahsı İlgilendiren Şartlar
• Müslüman olmalı
• Özgür olmalı
• Nisâb miktarında mala sahip olmalı
Hanefilere göre
“Aklı başında olmak” ve “Ergin (Bulûğ) çağında olmak” şartları da dâhildir.
2.Malı İlgilendiren Şartlar
• Tam mülkiyet.
• Mal nâmî olması: yani artış potansiyeline sahip olması gerekir.
• Malın nisâb miktarına ulaşması.
• Malın aslî ihtiyaçlardan artık olması.
• Malın borçlardan arındırılmış olması.
• Malın üzerinden bir yıl (havl) geçmiş olması.
• Hayvanlarda sâime olması
Sa’ime nedir? Yılın yarısından fazla meralarda ve otlaklarda otlatma ile barınan hayvanlardır.
Zekât hesaplamasının dışında tutulan ve insanın kendisi ile bakmakla yükümlü olduğu kişilerin hayatını sürdürebilmesi için doğrudan gerekli olan harcamalar, barınma, yiyecek, su, giyecek, sağlık giderleri gibi temel ihtiyaçları kapsar. Bunlara ek olarak, dolaylı olarak gerekli olan ulaşım, ev eşyaları, hizmetçiler, borçlar, meslek âletleri ve ilim ehli için kitaplar gibi giderler de yer alabilir. Bu, İslam âlimlerinin ortaya koyduğu bazı genel ölçülerdir. Ancak temel ihtiyaçların ne olduğu; kişiye, zamana, bölgeye ve toplumun değerleri ile geçim standartlarına göre değişkenlik gösterebilir.
• Paralar (Altın, Gümüş ve Para olarak kullanılan diğer değerli metaller ve banknotlar).
• Toprak Mahsulleri (Masrafsız olarak depolanabilen toprak mahsulleri. Ebu Hanife'ye göre bütün mahsuller zekâta tabidir).
• Hayvanlar (Küçükbaş, Büyükbaş ve Deve. Ebu Hanife’ye göre atlar da zekâta tabidir).
• Ticari Mallar (Satışa uygun ve meşru olan her türlü mal).
• Madenler ve Defineler (Su Ürünleri, Metaller, Petrol vb. Diğer Kaynaklar).
• Fıkıh âlimleri, altın ve gümüş dışında inci, mercan, zümrüt, elmas gibi taşlardan yapılan kadınların ziynet eşyalarının zekâta tabi olmadığını belirtmişlerdir. Ancak altın ve gümüşten yapılan ziynet eşyaları konusunda, çoğu İslam âlimine göre, örfî ölçülerde ve israfa kaçmayacak şekilde ziynet olarak kullanılan altın ve gümüş takılar, asli ihtiyaçlar arasında kabul edildiğinden bu takılardan zekât gerekmez.
• Hanefilere göre, altın ve gümüşten yapılmış ziynet eşyalarına da zekât verilmesi gerekmektedir.
Örfî ölçü ve israf miktarı; zaman, ekonomik durum ve coğrafi bölgelere göre farklılık gösterebilmektedir.
• Kiraya vermek için hazırlanan daire, araba, iş yeri, tarla ve diğer mallara zekât gerekmez; ancak bunların kira gelirine zekât gerekir.
• Kira gelirinin zekâtı, eğer nisâba ulaşır ve üzerinden bir hicri yıl geçerse farz olur. Eğer kira bedelini aldığınızda, temel ihtiyaçlarınızı bu tutardan düşer ve geriye kalan miktar nisâba ulaşırsa ve üzerinden bir yıl geçerse, bu paraya zekât ödenmesi gerekir. Ancak eğer bu para, üzerinden bir yıl geçmeden harcanmışsa, bu paraya zekât gerekmez.
Bu tür malların zekâta tâbi olup olmadığını belirlerken niyet esas alınacaktır. Ticaret niyeti ya da yatırım amacı gütmeyen, kişisel kullanım için elde tutulan büro, mesken ev, dükkân, tarla veya bağ/bahçe yapmak amacıyla alınan arsalar gibi taşınmaz mallar zekâta tâbi değildir. Ancak, bu malların alınıp satılmak niyetiyle ya da yatırım amacıyla elde tutulması durumunda, söz konusu taşınmazlara zekât verilmesi gerekmektedir. Bu durumda, taşınmazların değeri nisâb miktarına ulaşır ve üzerinden bir yıl geçerse, değerlerinin %2,5 (kırkta bir) zekâtı verilmelidir. Ticaret veya yatırım amacıyla alınan taşınmazların zekâtı, her yıl piyasa değerleri üzerinden hesaplanarak verilmelidir.
Sanat ve mesleğin icrası için gerekli olan araç-gereç, makine ve malzemeler, aslî ihtiyaçlar kapsamında yer alır. Dolayısıyla bunların zekâtının verilmesi gerekmez. Ancak kişinin kendi mesleğinin icrası için değil de ticaret için üretilen veya alınıp satılan araç-gereç, malzeme ve makinelerin zekâtının verilmesi gerekir.
Aylık maaş üzerinden zekât gerekmez. Ancak maaştan biriktirilen artan miktar üzerinden bir yıl (hicri yıl) geçer ve bu miktar nisâba (80,18 gram) ulaşırsa, birikmiş paraya zekât vermek gerekmektedir.
Bir kişi ev almak için biriktirdiği parayı nisap miktarına ulaştırır ve üzerinden bir kameri yıl (hicri yıl) geçerse, bu parayı zekât vermesi gerekmektedir. Ancak, bu paranın kesin olarak bir müteahhit veya emlakçıya vermek üzere “fîli bir taahhüt” altına alındığı durumda, yani paranın ev alımında kullanılacağı belirli bir sözleşme varsa, o zaman zekât verilmesi gerekmez.
1.Niyet
2.Temlik
Temlik nedir?
Zekât malının veren elden hak sahiplerin mülkiyetine geçmesi ve bu mal üzerinde tamamen tasarruf etme ve faydalanma anlamına gelir.
Zekât malının tenmiyesi (yatırımı) ve sürdürülebilir kalkınma projelerinde kullanılmasıyla ilgili olarak, zekâtın geçerliliği açısından temlikin şart olup olmadığı konusunda İslam âlimleri farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Bazı âlimler, zekâtın geçerli olması için temlikin şart olmadığını ifade ederken, âlimlerin çoğunluğu temlikin şart olduğunu savunmaktadır. Diğer bir kısım âlimler, temlik konusunu şu şekilde tasnif etmişlerdir.
• “ل” (lam) harfi ile başlayan sınıflar: Fakirler, Miskinler, Zekât Memurları ve Gönülleri İslam’a Isındırılmak İstenenler Kişiler. Bu dört kategoriye mutlak temlikin şart olduğu belirtilmiştir.
• “فِى” (fi) harfi ile başlayan sınıflar: Köleler, Borçlular, Allah Yolunda Olanlar ve Yolda Kalmışlar. Bu kategoriler için ise mutlak temlik şartı olmadığı ifade etmiştir.
1.Fakir: İhtiyaçlarını karşılayacak kadar malı bulunan ancak geliri yetersiz olan kişidir.
2.Miskin hiçbir malı ve geliri olmayan kişiyi ifade eder. Bu görüşün tersini söyleyen de bulunmaktadır. Fakir ve miskin kavramları, tarihsel, bölgesel ve toplumsal koşullara göre değişir. Günümüzde modern yaşam ve sosyal standartlara göre yeniden değerlendirilir. Fakihler, bu kavramları ayırırken bu değişkenliği dikkate almışlardır.
3.Âmilüne ‘Aleyha (Zekât Memurları): Zekât organizasyonunun her aşamasında görev alan tüm memurları kast etmektedir. Ayrıca zekâtı toplayıp dağıtan güvenilir bir resmî heyet (Âmiline ‘aleyha) olmadığı için günümüzde muhtaçlara, yetimlere, dul kadınlara, hastalara ve yoksullara yardımcı olan STK ve hayır kurumlarının, bu görevi (zekât memurluğu görevini) üstlenenler olarak kabul edilmektedir.
4.Müellefe-yi Kulûb (Kalpleri İslâm’a Isındırmak İstenenler): Gayr-i Müslimlere yönelik yapılan yardımlar onların kalplerini yumuşatarak İslam’a ilgi duymalarını, Müslümanlarla aralarındaki ilişkileri güçlendirmeyi ve onların şerlerinden sakınmalarını amaçlar.
Müslümanlara yönelik yapılan yardımlar ise, yeni Müslüman olanların imanlarını güçlendirmeyi ve ailelerinin İslam’a yönelmesini sağlamayı hedefler.
5.Rikâb (Köleler): Köleler, Sözleşmeli köleler (Mükâteb), Tutuklu ve esirlerdir.
6.Borçlular (El-Gârimîn): Borç altında olan ve bu borcu ödeyecek malı bulunmayan kimselerdir.
7.Fî-Sebîlillah (Allah yolunda olanlar): Bu kısma; cihat, hac, ilim talebeleri ve ila-yı kelimetullah ile ilgili yapılan tüm faaliyetler dâhil edilmektedir.
8.İbnü’s-Sebîl (Yolda Kalmış Kimseler): Bu sınıf yolda kalan ve parası tükenmiş yolcuları ifade eder. Ayrıca, çeşitli sebeplerle ülkelerini terk eden mülteciler, âfetler sonucu mallarını kaybedip mağduriyet yaşayanlar ve evsizler de bu grupta yer alır. Bu kişiler, kendi memleketlerinde zengin olsalar bile zekât alabilirler.
1.Gayr-ı müslimler
2.Zenginler
3.Kazanma gücüne sahip olanlar
4.Kendini nafile ibadetlere adayıp çalışmayı bırakanlar
5.Hz. Peygamberin âilesi (Seyyidler)
6.Zekât verenin üst ve alt soyları
İslâm’da mülkiyetin şahsiliği esastır. Buna göre bir kimse babasıyla birlikte oturuyor olsa bile zekâta tâbi nisap miktarı mala sahip ise zekât ile mükelleftir. Ancak babası ile mallarını ayırmamışlar da ortak kazanıp ortak harcıyorlarsa, bu takdirde ellerindeki birikim üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan kişi zekâtla yükümlü olur.
Hanefî mezhebine göre, ergenlik çağına gelmeyen çocuklar ve akıl sağlığı yerinde olmayan kişilerin mallarından zekât verilmesi gerekmez. Ancak, bu kişilerin tarım arazilerinden elde edilen ürünlerden öşür verilmelidir.
Şâfiî mezhebine göre ise, çocuk ve akıl sağlığı yerinde olmayanların malından zekât verilmesi gerekir. Bu kişilerin mallarından zekâtın, velileri veya vasileri tarafından verilmesi gerektiği belirtilir.
Kardeşler fakir veya miskin durumdaysa, onlara zekât vermek caizdir. Çünkü zekât vermek isteyen bir kişi, ana, baba, büyük ana ve büyük babaları gibi üst soyuna ve oğul, oğlun çocukları, kız, kızın çocukları ve bunlardan doğan çocuklar gibi alt soyuna zekât veremez. Ayrıca bakmakla yükümlü olduğu birisine de verilmez. Ancak kardeş, bu kişilerden biri olmadığı için ona zekât vermekte bir sakınca yoktur.
Zekât vermek isteyen bir kişi, ana, baba, büyük ana ve büyük babalarına ve oğul, oğlun çocukları, kız, kızın çocukları ve bunlardan doğan çocuklarına, zekât veremez. Çünkü bu kimselere zaten nafaka yükümlülüğü bulunmaktadır. Dolayısıyla torun, maddi zorluk çekse bile, dedenin/nenenin ona zekât vermesi caiz değildir.
Üvey anne, üvey baba ve üvey çocuklara, fakir ya da miskin olmaları hâlinde zekât verilebilir. Çünkü zekât vermek isteyen bir kişi, ana, baba, büyük ana ve büyük babaları gibi üst soyuna ve oğul, oğlun çocukları, kız, kızın çocukları ve bunlardan doğan çocuklar gibi alt soyuna zekât veremez. Dolayısıyla üvey anne, üvey baba ve üvey çocuklara bu kişilerden biri olmadığı için ona zekât vermekte bir sakınca yoktur.
Fakir olan damada ve geline zekât verilebilir. Çünkü bunlarla zekâtı veren kişi arasında usûl ve fürû ilişkisi olmadığı gibi, zekât veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir.
Fakir olan kayınvalide ve kayınpedere zekât verilebilir. Çünkü bunlarla zekâtı veren kişi arasında usûl ve fürû ilişkisi olmadığı gibi, zekât veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir.
Sütanne ve sütbabaya, fakir ya da miskin olmaları hâlinde zekât verilebilir. Çünkü zekât vermek isteyen bir kişi, ana, baba, büyük ana ve büyük babaları gibi üst soyuna ve oğul, oğlun çocukları, kız, kızın çocukları ve bunlardan doğan çocuklar gibi alt soyuna zekât veremez. Dolayısıyla sütanne ve sütbabaya bu kişilerden biri olmadığı için ona zekât vermekte bir sakınca yoktur. Ayrıca zekât veren şahıs bunlara bakmakla yükümlü de değildir.
İslam âlimleri zekâtın nasıl dağıtılması gerektiği konusunda farklı görüşler ortaya koymuştur.
Bir görüşe göre, zekât Kur’an’da belirtilen sekiz sınıfa eşit olarak dağıtılmalıdır. Diğer bir görüş, zekâtın tüm sınıflara verilmesinin caiz olduğunu, ancak vacip olmadığını savunur. Üçüncü görüş, zekâtın mal miktarına göre sınıflara dağıtılabileceğini belirttirir. Dördüncü görüş ise her sınıftan en az üç kişiye verilmesi gerektiğini ifade eder.
Bu farklı görüşler, zekâtın dağıtılmasında esneklik ve şartlara bağlı bir yaklaşım sunduğunu gösterir.
Eğer bir kişinin hastalığı tedavi edilmediği takdirde hayatını tehdit ediyorsa ya da tedavi edilmediği sürece ciddi bir sıkıntıya düşecekse, bu tedavi zaruri bir ihtiyaç kabul edilir ve böyle bir durumda o kişiye zekât verilmesinde bir sakınca yoktur. Çünkü tedavi için gerekli parayı bulamayan hasta, fakirlerden biri olarak değerlendirilir ve zekât, insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla verildiği için bu durumda da ihtiyaç kabul edilir. Ancak tedavi, kişinin hayatını sürdürmesi için değil de sadece yaşam kalitesini artırmaya yönelikse (yani tahsîniyyât niteliğindeyse), bu tür tedaviler için zekât verilmesi uygun olmaz.
Sadaka ve zekâtların, lâyık oldukları yerlere ulaşabilmesi ve maksatların gerektiği gibi gerçekleşmesi için bu şartlar ise şu şekildedir:
• Sadaka verilirken israf edilmemelidir.
• Kendi malından verilmeli, bir başkasından ya da halkın malından alınarak verilmemelidir.
• Minnet edilerek ve karşılık beklenilerek verilmemeli, Allah’ın kendisine verdiği nimetin içinden verildiği idrakiyle verilmelidir. Çünkü veren Allah'tır, kul ise bir vasıtadır.
• Zekât verilirken malın eksildiği hissi ve fakir olmak korkusu olmamalıdır.
• Zekâtın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı, ilim, fikir, kuvvet, bilginin de zekâtının olduğu bilinmelidir.
• Zekâtı alan kişi aldığını ahlaksız işlerde kullanmamalı, zaruri ihtiyaçları için kullanmalıdır.
Zekât, sadece Tevbe suresi 60. ayetinde belirtilen 8 sınıfa verilmesi gereken bir ibadettir. Bu nedenle zekât mükellefi, zekâtını doğru bir şekilde yerine getirebilmek için, verilecek kişinin durumunu araştırmakla sorumludur. Araştırma sonucu, zekât verilebilecek kişilerden olduğu kanaatine vardığı birisine zekât verdiğinde, daha sonra bu kişinin zekât verilecek kişilerden olmadığı ortaya çıkarsa, zekât geçerli olur. Ancak eğer zekât veren kişi dikkatli olmadan ve araştırma yapmadan zekâtını vermişse, bu zekât geçerli sayılmaz ve iade edilmesi gerekir.
Ancak zekât veren kişi zekâtını devlete, zekât memuruna veya günümüzde zekât memuru konumunda olan kurumlara verirse ve bu kurumlar zekâtı hak sahibine ulaştırırsa, sonradan hak sahibinin zekât alacak durumda olmadığı veya 8 sınıfın dışında olduğu anlaşılırsa, zekât geçerli sayılır. Çünkü devletin veya zekât memurunun takdiri bir hüküm olarak kabul edilir.
Zekât verirken en önemli şey veren kişinin niyetidir. Eğer zekât, devlet ya da zekât memurları tarafından dağıtılmıyorsa, Müslümanların duygularını incitmemek ve onların onurunu korumak için, zekât verirken paranın zekât olduğunu söylememek daha uygun olur.
Nisap, zekât ibadetinin farz olması için kişinin sahip olması gereken asgari mal miktarıdır. Zekâtın nisâb miktarı malların türüne göre değişmektedir.
1.Para, altın, gümüş, para yerine geçen madenler ile ticari malları ve madenlerin nisâb miktarı - 80,18 dir. Bu durumda, zekât oranı %2,5 olarak uygulanmaktadır.
2.Hayvanların nisâb miktarı
• Küçükbaş hayvanların (keçi, koyun…) nisâb miktarı - 40 tanedir. Bu durumda 1 koyun zekât olarak verilmesi gerekmektedir.
• Büyükbaş hayvanların (Sığır, Manda…) nisâb miktarı - 30 tanedir. Bu durumda 2 yaşına girmiş bir dana, zekât olarak verilecek.
• Devenin nisâb miktarı – 5 tanedir. Bu durumda 1 koyun zekât olarak verilir.
3.Toprak ürünlerin nisâb miktarı – 5 vesk’tir (Günümüzde buğday için 635 kg, diğer ürünler ise 653 kg ile 1000 kg arasında değişmektedir). Yağmur suyu ile sulanan ürünlerde zekât oranı %10 (1/10), diğer sulama yöntemlerinde ise %5 (1/20) olarak belirlenmiştir.
Zekât hesaplaması şu şekilde yapılır: Nisap miktarına ulaşan mala sahip bir kişi, üzerinden bir hicri yıl geçtikten sonra, temel ihtiyaçlar dışında elindeki nakit para, altın, gümüş, ticari malların tutarı ve alacaklarını toplar. Ardından, eğer borcu varsa bu borç, toplam mal varlığından düşülür. Vadeli borçlarda ise yalnızca bir yıl içinde ödenmesi gereken miktar dikkate alınır. Sonuçta kalan mal varlığı nisap miktarına ulaşır veya geçerse, bu malın %2,5’i (1/40) zekât olarak verilmelidir.
Bir Müslüman, elindeki malın nisap miktarına ulaştığında ve o mal üzerinden bir hicri yıl geçtikten sonra zekât vermekle yükümlü olur. Dolayısıyla zekât farz olduğu andan itibaren en kısa sürede zekâtını vermesi gerekir. Bunun için belirli bir kamerî ayı veya Ramazan’ı beklemeye gerek yoktur. Ayrıca, fakirlerin veya âyette belirtilen hak sahiplerinin bulunmaması ya da zekâtın daha ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması gibi meşru bir neden olmadan zekâtın geciktirilmemesi gerekir. Çünkü zekât bir kulluk borcudur, borç da bir an önce ödenmelidir.
Zekât, diğer ibadetlerde olduğu gibi asıl olan, vaktinde ve bir an önce verilmesidir. Ancak kişi, zekâtını yıl içinde taksitle de verebilir. Fakat ölümün ne zaman geleceği belli olmadığı için, zekâtını tam olarak vermeden vefat ederse, zekât sorumluluğundan kurtulamaz. Bu nedenle, zekâtı geciktirmeden ve eksiksiz bir şekilde verilmesine özen gösterilmesi gerekir.
Din İşleri Yüksek Kurulu’nun fetvasına göre kişi zekâtını, bizzat kendisi elden verebileceği gibi, başkasına vekâlet vererek veya havâle yoluyla da verebilir. Burada önemli olan, zekâtın alacak kişiye ulaşmasıdır. Ancak havâle ve EFT masrafları, zekâttan düşülmez; bunlar ayrıca ödenir.
Malın nisâb miktarını tamamlaması ve üzerine bir kamerî yılın (havl) geçmesi zekât mükellefi olmak için gereken şartlardandır. Eğer kişi, zekâtını nisâb miktarını tamamlamadan önce verirse, bu zekât olarak sayılmaz. Fakat mal sahibi dilerse nisâba ulaşmış olan malın zekâtını sene dolmadan önce de verebilir.
Zekât borcu doğduktan sonra zekât malı; çalınma, kaybolma, gasp gibi istem dışı bir yolla telef olmuşsa, bu mal için zekât verilmesi gerekmez. Ancak zekât vermekle yükümlü olduğu hâlde önceki yıllarda zekâtını vermemiş olan kimse, elinde malı varsa zekâtını vermediği geçmiş yılların zekâtını da verir. Mesela iki yıl zekât vermeyen bir kişi, ilk yılın zekâtını verdikten sonra ikinci sene için kalan paranın % 2,5’unu zekât olarak verir.
Örneğin, ilk yıl 500.000 TL için yapılan zekât hesabıyla 12.500 TL zekât ödenmişse, bir sonraki yıl zekât hesabı yapılırken, önceki yıl ödenen 12.500 TL zekât matrahından düşülmeli ve bu yıl zekât 487.500 TL üzerinden hesaplanmalıdır. Zekâtın mazeretsiz bir şekilde zamanında ödenmemesi, günahkâr olmasına sebep olur. Dolayısıyla geçmiş yıllara ait zekâtı öderken, aynı zamanda Allah’tan af dilemelidir.
Zekât borçlarında, verilmesi gereken altın miktarı değişmez. Örneğin, 100 gram altını olan bir kimse, bu altının %2,5’luk kısmını (yani 2,5 gram altını) zekât olarak verecektir. Ancak eğer zekâtını para olarak vermiş olsaydı, zekâtın vacip olduğu zamandaki altın değerini dikkate alarak, o dönemdeki kıymeti üzerinden hesap yapar ve belirlenen miktarda para ile zekâtını öderdi.
Bu kısım dört kısımdır:
1.Kuvvetli Alacak: Bunlar, borç olarak verilen paralar ile ticaret mallarının bedeli olan alacaklardır. Bu alacaklar, borçlular tarafından ikrar edilirse veya borcu ispata yarayan kesin delil varsa, alacaklı tarafından her yıl zekâtlarının ödenmesi gerekir.
2.Orta Alacak: Satış için olmayan bir malın gelirinden kaynaklanan alacaktır. Ev kirası alacağı gibi… Bu alacakta da geçmiş senelerin zekât borcu gerçekleşir. Ancak zekât borcunun ödenme mecburiyeti için alacaklının en az nisâb miktarı kadar tahsil etmesi gerekir.
3.Zayıf Alacak: Vasiyet, mehir ve diyet gibi mal bedeli olmayan alacaklardır. Çünkü bu tür alacaklar mal değişiminde oluşmuş bir borç değildir. Bu nevi alacakların geçmiş yıllara ait zekâtları gerekmez. Tahsil edilip üzerlerinden bir yıl geçince zekâtları verilir.
İnkâr edilen veya geri alınma ihtimali olmayan alacaklar için alacaklının her yıl zekât vermesi gerekmez. Şâyet bu tür ümit kesilmiş bir alacak daha sonra ödenirse, tahsil edilip üzerinden yıl geçtikten sonra sadece o yılın zekâtı verilir; geçmiş yıllar için zekât gerekmez. Bu Hanefi mezhebinin görüşüdür.
Verilecek borçlar iki kısıma ayrılabilir.
1. Vadesiz (hemen verilmesi gereken) borçlar.
Bu tür borçlar zekât hesap yaparken hesaptan düşürülmesi gerekir.
2. Vadeli Borçların Zekâtı Nasıl Verilir?
Din İşleri Yüksek Kurulu’nun fetvasına göre günümüzde ödeme planı uzun bir takvime bağlanmış olan ve ileriki yıllarda düzenli olarak ödenecek olan kamu, TOKİ, kooperatif, kredi türü borçlar, bütünüyle zekât malından düşülmemelidir. Zira bu ödeme takvimleri 10-20 yıllık çok uzun vadeleri kapsamakta ve insanlar bu borçları hemen o yılda ödeme durumuyla karşı karşıya kalmamaktadırlar. Bu bakımdan kişinin elinde bulunan zekâta tabi mallardan, sadece o zekât yılına ait olan birikmiş borçlar, vadesi o yıl içinde dolmuş veya dolacak olan ve dolayısıyla o zekât yılı içinde hemen ödenmesi gereken borçlar düşülmelidir. Zira zekât, yıllık bir ibadettir.
• Vergi ve zekât, her ikisi de ödeme zorunluluğu taşıyan mali yükümlülüklerdir, ancak farklı amaçlar ve hükümlere sahiptir.
• Vergi, devletin harcamalarını karşılamak ve sosyo-ekonomik hedeflere ulaşmak için alınırken, zekât dini bir ibadet olup, Müslümanların belirli sınıfa yardımda bulunmalarını sağlar.
• Vergi, devlete ödenmek zorundayken, zekât bireysel olarak da dağıtılabilir.
• Vergi, karşılık bir fayda sağlamazken, zekât hem dünyevi hem de uhrevi faydalar sağlar.
• Vergi, devletin politikalarına göre değişebilirken, zekâtın kuralları sabittir. Ayrıca, zekât sadece zengin Müslümanlardan alınırken, vergi tüm vatandaşlardan alınır. Dolayısıyla, vergi zekâtın yerine geçmez.
Bir tüccar; elinde bulundurduğu para, satış için bulunan mallar ve tahsil edilebilecek alacaklar ve borçlar dâhil olmak üzere toplam varlıklarını hesapladıktan sonra, verilmesi gereken borçları ve alamayacağı durumda olan alacakları ve borçları düşer.
Eğer kalan miktar 80,18 gram altın değerine ulaşırsa, bu mallardan %2,5 zekât olarak verilmesi gerekir.
Bu hesap yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır:
• Ticari malların zekât hesabı yaparken, o malların alış fiyatını değil piyasa değerine/satış değerini ölçü almak gerekir.
• Tüccarın o yılda uğradığı hasar veya kâr bakmaksızın tüccarın elindeki tüm mallar hesaba dâhil edilmelidir.
• Ticaretin yapıldığı yer olan gayrı-i menkuller hesaba dâhil değildir. Ayrıca dolap, raf gibi dükkân ait aslî malzemeler ve kullanılan vasıta ve araçlar hesaba dâhil değildir. Sadece iş yerinde ya da dükkânda bulunan ticari mallar hesaba dâhildir.
Ticari mallar; kâr elde etmek niyetiyle alınıp satılması amacı taşıyan para dışındaki her türlü ürünlerdir. Satılık niyeti olmayan ürünler ve mallar ticari mala dâhil değildir. Ticaret mallarının zekâtı, malın değeri üzerinden hesaplanarak parayla verilebileceği gibi, malın kendi cinsinden de verilebilir. Örneğin; kumaş ticareti yapan bir kimse malının zekâtını para olarak verebileceği gibi, kumaş olarak da verebilir. Bu konuda fakir, miskin ve diğer hak sahiplerinin ihtiyacını göz önünde bulundurması daha uygun olacaktır.
Hayvanların zekâtı, kendi cinsinden verilebileceği gibi, değerleri üzerinden para olarak da verilebilir. Bu konuda fakir, miskin ve diğer hak sahiplerinin ihtiyacını göz önünde bulundurmak daha uygun olacaktır.
Kurban Bayramına ait özel bir ibadet olan Udhiyye Kurbanı (Vacip Kurban) ile Adak, Akîka gibi özel mahiyet taşıyan Nafile Kurbanlar zekât parasıyla yerine getirilemez.
Fakat kişi, fakirlere yardım etmek niyetiyle zekâtla hayvan satın alıp kestirerek et şeklinde dağıtmak isterse, Hanefi mezhebine göre, mali ibadetlerde kıymeti esas aldıkları için zekât malı, temlik şartıyla fakirlere kurban eti olarak verilebilir.
Bir şirketin hisse senetlerini satın alan kişi, bu şirketin bina, makine ve demirbaşlarına sahip olduğu hissesi oranında ortak olmuş olur. Bu durumda hisse sahibi, şirketin elde edeceği kâr ya da uğrayacağı zarara da ortaktır.
• Eğer bir kişi hisse senetlerini ticaret amacıyla almışsa, bu durumda hisse senetleri ticaret malları gibi değerlendirilir ve zekâtı, bu malların piyasa değerine göre hesaplanır. Hisse senetleri veya şirket paylarının zekâtı, nisap miktarını aşıyorsa, diğer ticaret malları gibi bir yılın sonunda bu hisselerden %2,5’u zekât olarak verilmelidir.
• Eğer kişi hisse senetlerini elde tutarak kâr payından yararlanmayı amaçlıyorsa, bu hisse dışında başka malları varsa, bu malların toplam değeri ile hisse senedinin değeri birlikte değerlendirilir. Eğer toplam değer, nisap seviyesine ulaşır veya geçerse, kişi malının %2,5’unu zekât olarak vermekle yükümlüdür.
Sanayi sektöründeki şirketlerin zekâtı hesaplanırken, üretim için kullanılan makine, alet, bina gibi duran varlıklar zekât hesaba dâhil edilmez. Yani, üretim araçları dikkate alınmaz. Şirketin malzeme, işçilik, üretim, pazarlama, yönetim ve finansman gibi giderlerin maliyet hesapları yapılıp çıkarıldıktan sonra zekât, şirketin dönen varlıkları üzerinden hesaplanır. Dönen varlıklar, yarı mamul ve üretilmiş mallar, hammaddeler, nakit para, çekler gibi unsurları içerir. Son olarak, hesaplanan net kârın %2,5’u zekât olarak verilir.
Evet, toprak ürünlerinden (buğday, çay, pancar, patates, domates vb.) zekât verilmesi gerekmektedir. Ayrıca, toprak ürünlerinde üzerinden bir yıl geçmesi (havl) şartı yoktur ve her hasat için yılda kaç defa olursa olsun, o ürüne düşen öşür (zekât) verilmesi gerekir.
Nisâb şartına gelince toprak mahsullerinin nisâbı 5 vesk’tir (653 Kg). Yani yaklaşık 600 kilo ve üzerinde ürün yetiştiren, bunun Öşür’ünü /zekâtını verir. Eğer susuz tarım yapılıyor ve arazi yağmur suyu, dere ve nehir gibi doğal kaynaklarla sulanıyorsa 1/10 miktarında ancak çiftçi kendi imkanıyla ve masraf yaparak sulama yapıyorsa 1/20 miktarında Öşür olarak verir.
Toprak mahsulü, eğer yağmur suyu, dere ve nehir gibi doğal kaynaklarla sulanıyorsa, 1/10 oranında öşür verilmelidir. Ancak günümüz tarım şartlarında, yalnızca bu doğal kaynaklarla sulama yapılsa da, ilaç ve gübre gibi ek masraflar mahsulü artırmak amacıyla kullanılması durumunda masraflar dikkate alınmadan, toplam elde edilen mahsul üzerinden 1/20 miktarında öşür verilebilir.
Türkiye’de bu konudaki uygulamalar 3 kategoriye ayrılır.
Birinci Uygulama: Tarlanın belli bir bedel karşılığında kiraya verilmesidir. (İcar) Bu uygulamada tarla sahibi belli bir ücret alır, çıkan mahsulden hiçbir şey almaz. Kiraya verilen tarlanın öşrü, kiracıya aittir. Çünkü öşür; tarlanın değil, çıkan ürünün hakkıdır. Çıkan ürünün de tamamını kiracı aldığına göre öşrü vermek de ona düşer.
İkinci Uygulama: Tarlanın ortaklık şeklinde verilmesidir. Bu uygulamaya bazı bölgelerimizde yarıcılık da denilmektedir. Bu uygulamada tarla sahibi belli bir ücret almamakta; çıkan mahsul, tarla sahibi ile yarıcı arasında anlaştıkları oranda bölüşülmektedir. Yarıcılık da denilen bu uygulamada, verilen tarlanın öşrünü de tarla sahibi ve kiralayan, hisseleri oranında verirler. Her biri, payına düşen ürünün, - nisâb miktarına ulaşması durumunda - öşrünü verir.
Üçüncü Uygulama: İyilikte bulunma, sıla-i rahim vb. düşüncelerle tarlanın, akrabalara veya fakir kimselere bedelsiz olarak verilmesi ise dinimizin teşvik ettiği bir davranıştır. Bu şekilde ödünç olarak verilen tarlanın öşrü tarlayı kullanana aittir. Tarla sahibinin herhangi bir yükümlülüğü yoktur.
Evet. Zekat, nakdi olarak verilebileceği gibi gıda, su veya diğer temel ihtiyaç maddeleri şeklinde ayni olarak da verilebilir. Bunun için iki temel şartın yerine getirilmesi gerekir: Alanın fakir veya miskin olması ve malın onların mülkiyetine geçirilmesi (temlik). Hayrat Yardım tarafından Gazze'de gerçekleştirilen su dağıtımlarında satın alınan su, ihtiyaç sahiplerinin getirdikleri kova ve kaplara birebir doldurularak teslim edilmekte; böylece her iki şart da yerine getirilmektedir.
Doğrudan zekat parasıyla su kuyusu yaptırmak mümkün değildir; çünkü su kuyusu belirli bir kişiye temlik edilmeden genel kullanıma sunulan bir hizmet niteliği taşımaktadır. Ancak zekat için niyet edilen para, fakir veya miskin bir kişiye temlik edilir; bu kişi söz konusu parayı su kuyusu yaptırmak ve vakfetmek için kullanabilir. Bu durumda zekât veren kişi hem zekât ibadetini yerine getirmiş olur hem de kuyudan istifade eden herkes sebebiyle sadaka-i cariye sevabı kazanır.
12.02.2016 tarihli T.C. Bakanlar Kurulu Kararı ile Kamu Yararına Çalışan Dernek statüsündedir.
13.03.2017 tarihli T.C. Bakanlar Kurulu Kararı ile İzin Almadan Yardım Toplayabilen Kuruluş statüsündedir.